2100 Yıllık Gizemli Kil Kafanın İçinde Koç Başı Bulundu

Modern floroskopi teknikleri kullanılarak incelenen Tagar kültürüne ait ölü maskesinin içinde koç kemiklerine rastlandı.

Dönemin X-ray teknolojisi bu kilden kafanın içindeki kemiklerde ilginç bir durum olduğunu göstermişti, ancak daha detaya inilemedi.

6 numaralı Shestakovsky tümülüsünde, genç bir adama benzetilmiş  kilden yapılma bir kafatasının keşfedilmesi arkeologların uzun süredir ilgisini çekiyordu.

İlk olarak 1968’de Profesör Anatoly Matynov tarafından gün yüzüne çıkarılan, yakışıklı bir savaşçının yüzüne benzetilmiş bu maske, yakılarak gömülmüş diğer insanların arasında kolaylıkla seçiliyordu.

(Sibirya’da 18.000 Yıllık Donmuş Köpek Bulundu)

Dönemin X-ray teknolojisi bu kilden kafanın içindeki kemiklerde ilginç bir durum olduğunu göstermişti, ancak daha detaya inilemedi.

Martynov 1971’de kilden kafanın içinde kemikler ve insan kafatasının iç ölçüsüyle uyuşmayan daha küçük bir boşluk olduğunu belirtmişti. O dönem kafatasını açıp incelemek, eserin parçalanma riski göze alınamayacağı için imkansızdı.

Bir insan kafatası olduğu düşünülürken koç başına rastlanması bilim insanlarını şaşkınlığa uğrattı

Bilim insanları keşiften yaklaşık 40 yıl sonra, yakılmış 200 cansız bedenin tek bir mezar çukuruna konulması gibi ilginç ve incelikli cenaze ritüelleriyle bilinen Tagar kültürüne ait bu gizemli kafatasını yeniden incelemeye karar verdi.

Dr. Elga Vadetskaya’nın gözlemlediğine göre, ölülerin kafaları kille kaplanıyor, ardından kile bir yüz görünümü veriliyor, yüze benzetilen kil daha sonra alçıyla bulanıyordu.  

Dolayısıyla beklenti, kil kafanın içindeki, dönemin teknolojisiyle ne olduğu anlaşılamayan, kemiklerin bir insana ait olduğu yönündeydi.

Ancak, sonuçlar bunu göstermedi.

Araştırma, Arkeoloji ve Etnografya Enstitüsü’nden Prof. Natalya Polosmak ve Nükleer Fizik Enstitüsü’nden Konstantin Kuper tarafından gerçekleştirildi.

İçinde insan kafatası olduğu düşünülürken koç başına rastlanması bilim insanlarını şaşkınlığa uğrattı. İncelemeler sonucu akıllarda tek bir soru vardı. Neden? Bu insanları, bir insan kafasını koç kalıntılarıyla doldurmaya iten neydi?

Prof. Polosmak Science First Hand dergisinde yayımladığı makalede, olaya ilişkin iki farklı neden ortaya atarken daha önce benzerine rastlanmadığını belirttiği bulguya dair yapılacak herhangi bir açıklamanın da bulgunun kendisi gibi eşsiz olacağını yazıyor.

Polosmak’a göre böylesine olağan dışı bir uygulamayla gömülen kişinin cansız bedeni bulanamayan bir erkek olması muhtemel. Söz konusu erkeğin taygada kaybolmuş, boğulmuş veya yabancı topraklara gidip geri dönmemiş olması ihtimaller arasında.

Bu sebepten dolayı, ruhunun cisimleşmiş olduğu hayvanla birlikte bir kopyası yapılarak öbür dünyaya yollanmış olduğu da söyleniyor. Bilim insanlarına göre bu, gidip dönmeyen bir insanı öbür dünyaya uygun bir biçimde göndermenin tek yoluydu.

Kil kafanın taygada kaybolmuş, boğulmuş veya başka bir yere gidip dönmemiş bir insanı tasvir ediyor olabileceği düşünülüyor.

Arkeologlar, kenotaf adı verilen ve içinde insan kalıntıları yerine birtakım sembolik cisim ve değerler bulunan mezarlara rastlıyor. Söz konusu mezarlardaki sembolik cisimler sıklıkla hayvan kalıntıları olabiliyor.  

Polosmak’ın öne sürdüğü bir diğer açıklama ise bu “sahte mezarın” yeni bir hayata yeni bir konumla başlamak için verilmiş bir şans olduğu yönünde.

Bu durumda gerçek bir insanın kafatası yerine, insan şekli verilmiş bir koç kafası kullanılmış. Koçun antik insanlar için ne denli mühim olduğu şüphe götürmez bir şekilde biliniyor.

Peki, insan yüzüne benzetilmiş kilin altında saklı bu koç kafası bize ne anlatıyor? Bu kazara mı yapılmıştı yoksa burada önemli olan insandan ziyade hayvan mıydı?

Koç antik zamanların en çok tapınılan hayvanlarından biriydi nitekim Mısır tanrısı Khnum bir koç olarak tasvir ediliyordu.

Olaya dair üçüncü bir açıklama da Tesinsk dönemine ait özenli ölü gömme ritüellerini inceleyen Dr. Vadetskaya’dan geldi. Vadetskaya’nın çalışması diğer arkeologlarca gerçekleştirilen araştırmalara dayansa da adli tıp uzmanlarından oldukça ilginç sonuçlara da yer veriyor.

Vadetskaya’ya göre söz konusu ölü gömme ritüeli iki kademede gerçekleşti. Bunlardan ilki cansız bedeni, birkaç yıl boyunca sığ bir mezarda veya bir taş yığınının altında tutacakları bir kutuya koymaktı.

Buradaki temel amaç kısmi mumyalamaydı. Deri ve dokular çürüyor, ancak tendonlar ve omurilik kalıyordu.

Daha sonra iskelet alınarak küçük dallarla bağlanıyor, Kafatası deliniyor ve beynin kalanı çıkartılıyordu İskelet çimenlere sarılıp deri ve huş ağacı kabuğuyla kaplanarak bir “bebeğe” benzetiliyordu.

Ardından burun delikleri, göz boşlukları ve ağız kille doldurulup kafatasına detaylardan kaçınılarak yüz şekli veriliyordu. Kil kafa sıklıkla ince bir taba alçı taşıyla kaplanıyor, üzerine çizimler ve süslemeler yapılabiliyordu.

Kamenka III tümülüsünde bulunan, üzerindeki alçı kaplama boyanmış Tagar kültürüne ait kafa.

Vadetskaya’ya göre alçının yenilenmiş ve yeniden boyanmış olduğuna dair kanıtların mevcudiyeti işlemin tekrar tekrar gerçekleştirilmiş olabileceğini gösteriyor.

Vadetskaya, “Bazı mumyalar için bekleme süresi çok uzundu. Yalnızca kafatasları kalana kadar çürümeye bırakılıyorlardı. Bazı durumlarda, kafatasının bile kalmadığı oluyordu. Hal böyle olunca ölünün yalnızca kafasının değil tüm vücudunun bir kopyası yapılıyordu. Koç kalıntıları iki cenaze ritüeli arasındaki on yıllar içinde kaybolmuş veya parçalanmış gerçek insan kafataslarının yerine kullanılıyordu.” diyor.

Gelecekteki bilim insanlarının bu sıra dışı bulguyu incelemek ve gizemlerini ortaya çıkarmak için daha gelişmiş bir teknolojiye erişiminin olacağı umut ediliyor.


Siberian Times. 9 Nisan 2020.

Ege Üniversitesi Mütercim Tercümanlık bölümü mezunu. Arkeoloji ve özellikle sanat tarihini çok seviyor.

You must be logged in to post a comment Login