2026 Şubat Ayında Öne Çıkan 10 Arkeoloji Haberi

Kaçırmış olanlar için 2026 yılının Şubat ayında Türkiye’de ve dünyada dikkat çeken arkeolojik keşifleri bu listede derledik.

10- Pompeii’de Duvara Kazınmış Bir Aşk Notu

Arkeologlar, Pompeii’de bir duvara kazınmış halde duran 2.000 yıllık bir aşk notunun izlerini ortaya çıkardı.

Yeni araştırmalar, antik kentin duvarlarına kazınmış aşk mektupları, çizimler, şakalar ve siyasi yorumlar hakkında benzersiz bilgiler sunuyor. C: Archaeological Park of Pompeii

Gelişmiş görüntüleme teknolojisi, kentin tiyatro bölgesindeki bir duvarda 79 yeni grafiti parçasını ortaya çıkardı. Şimdiye kadar bu yazıtlar insan gözünün seçemeyeceği kadar silikti. Yaklaşık 2.000 yıl önce, Erato adlı bir kadın antik Pompeii’nin tiyatro bölgesinin sokaklarında yürüyordu. Grafitilerle kaplı uzun bir geçide geldiğinde, duvara kendi mesajını kazımaya karar verdi. “Erato amat” diye yazdı; yani “Erato seviyor.” Mesajının sonunda muhtemelen sevdiği kişinin kim olduğunu açığa çıkaran kısım okunamıyor. Erato’nun aşk notu, bu duvara kazınmış ve günümüze ulaşmış yaklaşık 300 yazıttan biri. 

Haber hakkında detaylı bilgi burada.

9- Almanya’da 5.000 Yıllık Mezarın İçinde Orta Çağ Tüneli

Almanya’da Reinstedt yakınlarında, MÖ 4. binyıla tarihlenen bir Neolitik mezarın tam içine kazılmış Geç Orta Çağ “Erdstall” tüneli bulundu.

Yeraltı tünelinin tamamen açığa çıkarılmış, sivri tonozlu ve duvarında küçük bir niş bulunan geçidi. C: Saksonya-Anhalt Eyalet Anıt Koruma ve Arkeoloji Dairesi, Ulf Petzschmann

Tünelin dar ölçüleri (yaklaşık 50–70 cm genişlik, 1–1,25 m yükseklik), içindeki kömür tabakası, bir at nalı ve bütün halde bir tilki iskeleti gibi buluntular; buranın kısa süreli ve “özel” kullanımlara işaret eden bir yer olabileceğini düşündürüyor. Erdstall’ların işlevi hâlâ tartışmalı: Kimileri bunları istikrarsız dönemlerde geçici saklanma/gizlenme alanı, kimileri ise Hıristiyanlık öncesi inançlarla ilişkili ritüel-kült mekânı olarak yorumluyor. Reinstedt örneğinde girişin özellikle taşlarla kapatılmış olması, bir basamak ve duvar nişi gibi detaylar da “bilinçli kullanım ve bilinçli kapatma” izlenimi veriyor.

Haber hakkında detaylı bilgi burada.

8- Oregon’daki Mağarada 12.000 Yıllık Doğrudan Dikiş Kanıtı

Oregon’daki mağaralarda 12.000 yıldan daha önceye ait organik buluntular arasında, olası giysiye ait en erken örnek saptandı.

Oregon’daki Cougar Mountain Mağarası kaya sığınağında bulunan dikilmiş deri parçası. C: Rosencrance et al. 2026.

Oregon’daki Cougar Mountain Cave kaya sığınağında, yaklaşık 12.400 yıl boyunca korunmuş başka organik buluntularla birlikte bulunan; bir kordonla birbirine bağlanmış iki küçük deri parçası, araştırmacılara göre bugüne kadar keşfedilmiş en eski dikiş örneği olabilir. Eğer öyleyse, bu buluntu, modern insanların kuzeyin dondurucu topraklarına yayıldığı Geç Pleistosen döneminden ele geçmiş, gerçek bir giysiye ait ilk kalıntı anlamına geliyor.

Haber hakkında detaylı bilgi burada.

7- Çoğunlukla Erkek Neandertaller ve Kadın Homo sapiens Çiftleşmiş

Yeni bir araştırmaya göre, Neandertaller ile modern insanlar arasındaki çiftleşmelerin çoğu, Neandertal erkekler ile Homo sapiens kadınlar arasında gerçekleşmiş.

Neandertal kafatasının rekonstrüksiyonu, Neues Museum Berlin. C: Wikimedia Commons

Bilim insanları bu sonuca, insan genomundaki “Neandertal çölleri” denen ve özellikle X kromozomunda Neandertal DNA’sının neredeyse hiç bulunmadığı bölgeleri inceleyerek ulaştı. Uzun süre bu boşlukların, zararlı Neandertal genlerinin zamanla elenmesinden kaynaklandığı düşünülüyordu. Ancak yeni çalışma, asıl nedenin doğal seçilimden çok eş tercihi olabileceğini öne sürüyor. Yani binlerce yıl önce iki insan türü arasındaki yakınlaşmalar, bugün genomumuzda hâlâ görülebilen bir iz bırakmış olabilir.

Haber hakkında detaylı bilgi burada.

6- Mısır’daki Kaya Sığınağı 10.000 Yıl Boyunca Kullanılmış

Mısır’ın Sina Çölü’nde, avcıları ve geometrik şekilleri betimleyen ve 10.000 yıl boyunca kullanılan bir kaya sığınağı bulundu.

Kaya sığınağında bulunan yazıtlardan bazıları, Petra şehrini inşa eden halkın dili olan Nabati dilinde yazılmıştı. Yazıtların çözümlenmesi devam ediyor. C: Egyptian Ministry of Tourism and Antiquities

Umm Arak Platosu’nda bulunan kaya sığınağındaki çizimler, Mısır’da yaklaşık MÖ 3.100 civarında başlayan firavun krallığından daha eski. Ancak görünen o ki, sanatçılar Orta Çağ dönemine kadar burada çizim yapmayı sürdürmüş. Sığınak yaklaşık 100 metre uzunluğunda ve 3 metre derinliğinde; tavan yüksekliği ise yer yer 1,5 metreye kadar çıkıyor. Üslubuna bakılarak tarihlendirilen en eski kaya sanatı girişe yakın bir noktada bulundu ve kabaca MÖ 10.000 ile MÖ 5.500 arasına tarihleniyor. Bu bölümde, elinde yay tutan bir avcı ve ona eşlik eden en az iki av köpeğinin yer aldığı sahneler dahil olmak üzere çeşitli tasvirler görülüyor.

Haber hakkında detaylı bilgi burada.

5- İspanya’da Hannibal’ın Savaş Fillerinden Biri Bulunmuş Olabilir

İspanya’da ortaya çıkarılan 2.200 yıllık bir kemik, İkinci Pön Savaşı sırasında kullanılan Hannibal’ın savaş fillerinden birine ait olabilir.

İspanya’da ortaya çıkarılan fil kemiği, yerel bir hayvana ait olmadığı için bilim insanlarını başlangıçta şaşırtmıştı. C: Agustín López and Rafael Martínez

Yeni bir çalışmaya göre, güney İspanya’daki Córdoba yakınlarında bulunan ve yaklaşık bir beyzbol topu büyüklüğündeki bu kemik, Kartacalı komutanın savaş fillerine dair tek doğrudan kanıt olabilir. Rivayete göre Hannibal ve ordusuyla birlikte 37 savaş fili, İberya’nın tamamını kat ederek Pireneler’i aşıp Güney Galya’ya (bugünkü güney Fransa), oradan Alpler üzerinden İtalya’ya geçmiş ve Roma’ya saldırmıştı. Şimdiye kadar bu yürüyüşe dair en güçlü arkeolojik kanıt, günümüzde Fransa–İtalya sınırı yakınlarındaki bir Alp geçidinde, dev hayvanların geçişiyle oluşmuş olabilecek karışmış toprak ve benzeri izlerdi.

Haber hakkında detaylı bilgi burada.

4- Vietnam’da Diş Karartmanın Kökeni Demir Çağı’na Uzanıyor

Vietnam’daki kazılarda bulunan 2.000 yıllık dişler, diş karartmanın Demir Çağı’na uzanan köklü bir gelenek olabileceğini gösteriyor.

Farklı uygulamalardan kaynaklanabilecek diş kalıntılarının karşılaştırılması: (a) Sumatra, Gua Harimau’daki dişlerde kırmızımsı kahverengi lekeleler (b) Vietnam, Dong Xa’daki dişlerde siyah pigment tabakası. C: Zhang, Y. et al. 2026.

Diş karartma, günümüz Vietnam kültürünün bilinen bir parçası ve yapılan bir keşif, bu uygulamanın köklerinin Demir Çağı’na kadar uzanabileceğini gösteriyor. Kuzey Vietnam’daki Dong Xa yerleşiminde yürütülen bir arkeolojik çalışma sırasında araştırmacılar, bilinçli biçimde diş karartmaya dair şimdiye kadarki en erken doğrudan bilimsel kanıtı taşıyan insan dişleri buldu. Dişlerin bulunduğu belirli bir mezardan çıkarılan organik materyallerin tarihlendirilmesi, bu bulguları 2.000 yıl öncesine götürdü.

Haber hakkında detaylı bilgi burada.

3- Yunanistan’da Tunç Çağı’ndan Beri İzole Olan Bir Topluluk

Yunanistan’da, kökleri Tunç Çağı’na uzanan, izole bir topluluk tespit edildi: İç Maniotlar (Mesa Mani)

Derin Maniot kültürünün kolektif hafızası, yaşlı nesiller tarafından özenle korunan sözlü tarih, ağıtlar ve aile gelenekleri aracılığıyla muhafaza ediliyor. Burada, Maniot sözlü tarihi, soyağacı ve yerleşim düzenleri hakkındaki birinci elden bilgisiyle çalışmanın tasarımına paha biçilmez bir kültürel bağlam sağlayan İç Maniot heykeltıraş ve ressam Michalis Kassis, Dr. Leonidas-Romanos Davranoglou ile birlikte. C: Vinia Tsopelas

DNA verileri, İç Maniotların köklerinin Tunç Çağı’na kadar izlenebildiğini ve uzun süreli bir süreklilik taşıdığını gösteriyor. Topluluk, en az 1.000 yıldır genetik açıdan izole; bu yüzden araştırmacılar onları bir “genetik ada” olarak tanımlıyor. Bulgulara göre baba soyları, antik Yunan ve Bizans dönemi Romalılarıyla güçlü bağlantılar sergiliyor. Baba hattında, kökeni yaklaşık 28.000 yıl önce Kafkasya’ya uzanan nadir bir soy çizgisi çok yüksek oranda görülüyor. Bugün Maniot erkeklerinin yüzde 50’den fazlası, 7. yüzyılda yaşamış tek bir erkek ataya dayanıyor.

Haber hakkında detaylı bilgi burada.

2- Mumyalanmış İskit Kadınının Çenesinde “İlkel” Protez İzleri

BT taramaları, Pazırık kültürüne ait bir kadının 2.500 yıl önce çene eklemi ameliyatı geçirip “ilkel” bir protezle yaşamını sürdürdüğünü gösteriyor.

Pazırık kadınının kafatasının sağ tarafından bir görünüm. C: NSU Press Service

Sibirya’daki Ukok Platosu’nda bulunan ve başının bir kısmı mumyalanmış bu kadın, muhtemelen at üstünde yaşadığı bir kaza sonucu çene eklemini kaybetti. Konuşmayı ve yemek yemeyi zorlaştıracak bu ağır hasara rağmen, kemiklerdeki izler çenenin yeniden işlev kazanması için karmaşık bir müdahale yapıldığını ortaya koyuyor. Araştırmacılar, iki kemikte açılmış ince kanallardan at kılı ya da hayvan tendonu geçirildiğini ve bunun eklemi bir arada tutan “ilkel bir protez” gibi çalıştığını belirledi. Üstelik kanalların çevresinde yeni kemik dokusunun oluşması ve kadının sol taraftaki dişlerindeki aşınma, ameliyattan sonra aylar, hatta yıllar boyunca yaşamış olabileceğini düşündürüyor.

Haber hakkında detaylı bilgi burada.

1- Yazının İcadından Binlerce Yıl Önce Başka Bir Sistem Geliştirilmiş

Yaklaşık 40.000 yıl önce yaşayan avcı-toplayıcılar, yazı i̇cat edilmeden çok önce i̇şaretlerden oluşan bir sistem geliştirmiş.

Bu 40.000 yıllık mamut figürünün üzerine bir dizi çizgi yapılmış. C: Universität Tübingen / Hildegard Jensen

Avrupa’daki Aurignacien avcı-toplayıcılarının 43.000 yıl önce aletler ve figürinler üzerine kazıdığı X’ler, çizgiler, noktalar ve çentikler, rastgele karalamalar değil; belli kuralları olan, kasıtlı bir işaret sisteminin parçaları olabilir. Hatta bu düzenin “bilgi yoğunluğu”, Mezopotamya’da Sümerlerin MÖ 3.500 civarında geliştirdiği en erken proto-çivi yazısıyla şaşırtıcı ölçüde benzeşiyor. Araştırmacılar 260 nesne üzerindeki 3.000’den fazla işareti bilgisayarlı yöntemlerle analiz etti: X işaretleri özellikle mamut ve at gibi hayvan figürlerinde görünürken, noktalar insan ve aslanlarla daha çok birlikte çıkıyor. Üstelik bu sistemin yaklaşık 10.000 yıl kullanılıp sonra ortadan kaybolmuş olması, “yazıya giden yol”un tek bir kez ve tek bir yerde başlamadığını; bazı toplumların ihtiyaç duymadığında, yazıya dönüşebilecek bir sistemi bile geliştirmeyebileceğini düşündürüyor.

Arkeofili editöryel servisi. İletişim: arkeofili@gmail.com

You must be logged in to post a comment Login