Mağara Resimleri ve Dilin Kökenleri Arasında Bağlantı Olabilir

İnsanlar evrimin en gizemli ürünlerinden biri olan dili nerede ve ne zaman geliştirdi? MIT profesörü bu sorunun yanıtını bulmak için mağaralara bakmamız gerektiğini söylüyor.

Güney Afrika’dan bir mağara resmi. C: MIT

Daha iyi ifadeyle, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) dilbilimci Shigeru Miyagawa’nın da yazarları arasında olduğu yeni bir araştırmada, mağara sanatının belirgin özelliklerinin sembolik ve çok yönlü dil becerilerimizin nasıl evrimleştiğini aydınlatmada önemli ipuçları sağlayacağı iddia ediliyor.

Bu iddia, mağara resimlerinin, çok sayıda araştırmacının da gözlemlediği üzere, sesin güçlüce yankılandığı akustik olarak “duyarlı noktalara” yapıldığı gerçeğinden dayanak alıyor. Bu resimlerin mağaraların daha derin ve ulaşılması daha zor kısımlarında yer alması akustiğin yer seçimindeki birincil neden olduğunu gösteriyor. Resimlerin erken insanların bu noktalarda duyumsadıkları seslerin birer temsili olduğu düşünülüyor.

(Tarih Öncesi Dönemden 11 Mağara Sanatı)

Yayımlanan yeni araştırmada, resimler ve ses arasında yazarların “modalite arası bilgi transferi” olarak adlandırdığı bu yakınsallığın “erken insanların sembolik düşüncelerini aktarma becerilerini geliştirmesini sağlayan” işitsel ve görsel sanatın bir birleşimi olduğu belirtiliyor. Ses ve imgelerin kombinasyonu, sembolik yönü ve sonsuz yeni cümle üretebilme kapasitesiyle insan dilinin en karakteristik özelliği olarak kabul ediliyor. MIT Japon Dili ve Kültürü Bölümü’nden dilbilimci Miyagawa mağara sanatının homo sapiensin bu denli yüksek bir bilişsel sürece ulaşmasında önemli bir rol oynadığını, günümüz insanının da akustik bir işareti zihinsel temsile dönüştürüp görsel olarak dışsallaştıran kesin bir bilişsel sürece sahip olduğunu söylüyor.

Mağara ressamlarının, boş vakitlerinde kendilerini dışarı atıp izlenimlerini tuvale döken erken modern ressamlar gibi çalışmaktan ziyade, bir iletişim sürecinin parçası olduğu tahmin ediliyor.

Miyagawa konu hakkında “Kanımca, bu ressamlar birbirleriyle iletişim kuruyorlardı. Bu komünal bir çabaydı.” diyor.

Endonezya’da bulunan 40.000 yıllık mağara resmi.

Temsil mi ritüel mi?

İnsanlık tarihi boyunca dilin doğuşu ve gelişimi büyük oranda belirsizliğini korumakta. İnsan türünün yaklaşık 200.000, insan dilinin ise en az 100.000 yaşında olduğu tahmin ediliyor.

Miyagawa evrimin %99.9999’u hakkında hiçbir fikir sahibi olmadığımızı belirterek insan dilinin evrim sırasında nasıl ortaya çıktığını anlamanın son derece zor olduğunu söylüyor. Yine Miyagawa’nın belirttiğine göre, dilin fosilleşmediği bir gerçek, ancak belki de mağara resimlerinde Homo sapiensin sembolik düşüncesini dışa vurma sürecinin başlangıcı görmek mümkün.

Her ne kadar en ünlüleri Fransa ve İspanya’da yer alsa da mağara resimlerine tüm dünyada rastlanıyor. Sembolik düşüncenin bir dışavurumu olduğu düşünülen mağara resmi formlarından birinin- Güney Afrika’daki Blombos Mağarası’nda aşıboyası parçaları üzerindeki geometrik oyuntuların- en az 70.000 yaşında olduğu tahmin ediliyor. Bu tür bir sembolik sanatın insanların kendileriyle birlikte tüm dünyaya taşıdıkları bir bilişsel kapasitenin göstergesi olduğu düşünülüyor.

Miyagawa mağara resimlerin, tıpkı insan dili gibi, başta Avrupa, Orta Doğu ve Asya’da olmak üzere Homo sapiensin ayak bastığı her kıtada rastlandığını söylüyor. Örneğin geçtiğimiz yıllarda bir grup araştırmacı Endonezya’da kabaca 40.000 yaşında olduğuna inandıkları mağara resimlerinin bir kataloğunu hazırladı. Bu mağara resimlerinin Avrupa’daki en bilinen mağara resimlerinden çok daha eski olduğu bildiriliyor.

(Asya’daki 40.000 Yıllık Kaya Resimleri Avrupa’dakilerle Çağdaş Çıktı)

Peki insanların çıkardıkları sesleri duvarlara resmettiği mağaralarda tam olarak ne yaşandı? Araştırmacılar bu sorunun yanıtına ilişkin açıklamalarında mağaralardaki akustik olarak “duyarlı noktalar”ın toynak seslerini taklit eden birtakım sesler çıkarmak için kullanıldığını söylüyor. Araştırmacılar bu görüşlerini mağara resimlerinin %90’ında toynaklı hayvanlara rastlandığını öne sürerek destekliyor. Bu resimlerin birtakım hikayeleri veya belirli bir bilgi birikimini temsil etmek için ya da ritüellerin bir parçası olarak çizilmiş olabileceği düşünülüyor.

Miyagawa “olaya, nesneye ve niteleme becerisine sahip insanların” mağara resimleriyle dilin özelliklerini açığa vurduğunu öne sürüyor. Olay, nesne ve niteleme becerisi insan dilinin evrensel unsurlarından bazıları olan fiil, isim ve sıfatla paralellik oluşturuyor. Miyagawa akustik temelli mağara resimlerinin bilişsel sembolik zihnimizi şekillendirmede mutlaka bir rol oynamış olduğunu iddia ediyor.

Arjantin’de Eller Mağarası olarak bilinen bir mağaradaki el şablonları.

Daha fazla çözümlemeye ihtiyaç var

Miyagawa, Lesure ve Nobrega tarafından öne sürülen iddialar bizi dilin kökeni hakkında daha fazla düşünmeye iten ve yeni araştırma konularını işaret eden akla yatkın bir varsayımdan öteye gidemiyor.

Bu varsayımın kanıtlanması için, mağara resimleriyle verilen görsel temsillerin sözdiziminin daha yoğun bir şekilde incelenmesi gerekiyor. Miyagawa, içeriğin tüm derinliğiyle incelenmesi gerektiğini, ayrıca Fransa’daki ünlü Lascaux mağara resimleri üzerinde de araştırmalar yapmış bir dilbilimci olarak resimlerde bir dilin varlığının aşikâr olduğunu belirtiyor. Ancak mağara resimlerinin ne kadarının dilbilimsel açıdan yorumlanabileceği açık uçlu bir soru olarak kalmaya devam ediyor.

Mağara resimlerinin uzun tarihi de gelecek araştırmalar için bir inceleme konusu. Mağara resimleri insan dilinin gelişimi dahilindeyse, doğru bir tarihlendirmeyle en eski mağara resimlerinin bulunması gelişimimizin oldukça erken dönemlerinde ortaya çıktığı düşünülen dilin doğuşunun insanlık tarihinde hangi noktaya yerleştirileceği hususunda yardımcı olacağı ön görülüyor.

(Mağaralardaki Gizemli Geometrik Semboller Yazının Kökenini Aydınlatabilir)

Miyagawa, esprili bir dille, varsayımların kanıtlanması için ihtiyacımız olan şeyin birinin Afrika’ya gidip 120.000 yaşında olan mağara resimlerini bulması olduğunu söylüyor.

Mağara resimlerinin bilişsel gelişimizin bir parçası olarak derinlemesine incelenmesinin en azından, birçoklarınca yalnızca dekoratif amaçlı olduklarına inanılan bu resimleri kendi deneyimimiz üzerinden değerlendirme eğilimimizi azaltabileceği söyleniyor.

Miyagawa araştırmalar doğru yolda ilerliyorsa, modalite arası bilgi transferinin sembolik bir zihin gelişimine yardımcı olmasının mümkün olduğunu belirterek sözlerine sanatın yalnızca kültürümüze marjinal bir şey olmadığını aynı zamanda bilişsel becerilerimizin şekillenmesinde bir temel oluşturduğunu da ekliyor.


Makale: Miyagawa, S., Lesure, C., & Nóbrega, V. A. (2018). Cross-Modality Information Transfer: A Hypothesis about the Relationship among Prehistoric Cave Paintings, Symbolic Thinking, and the Emergence of Language. Frontiers in Psychology9, 115.

Ege Üniversitesi Mütercim Tercümanlık bölümü mezunu. Arkeoloji ve özellikle sanat tarihini çok seviyor. Bu alanda akademik bir kariyer hedefliyor.

You must be logged in to post a comment Login