Eşitlikçi Toplumlarda İnsan Kurban Etmeye Daha Az Rastlanıyordu

Yeni yapılan bir araştırmaya göre, ritüel insan kurbanı, hiyerarşik toplumun ortaya çıkmasında ve sürdürülmesinde büyük bir rol oynadı. “Dinlerin karanlık yanını” ortaya çıkardıklarını söyleyen araştırmacılar insan kurbanının, sosyal hiyerarşinin tepesindeki insanların, alt tabakalar üstünde güç sahibi olmasını sağladığını söylüyor.

kurb

Jacques Arago’nın 1819’da yaptığı bu illüstrasyonda, Hawaii’li bir rahibin idaresinde gerçekleşen bir insan kurbanı görülüyor. © Jacques Arago/University of Auckland

Avustralya ve Yeni Zelandalı araştırmacıların sonuçlarına göre, bir toplum ne kadar eşitlikçiyse, bir insanın toplumu için kurban edilmek için seçilme ihtimali de o kadar azdı. Toplum ne kadar hiyerarşik, tabakalanmış ve katıysa, aşağı tabakalardan birinin kurban edilmek için seçilme ihtimali o kadar fazlaydı.

Araştırmacılar insan kurban etmenin “sosyal tabakalanmanın ortaya çıktığı toplumlarda tabakalanmayı sabit hale getirdiğini, ve henüz ortaya çıkmadığı toplumlarda da mirasa dayalı sınıf sistemine geçişi teşvik ettiğini” doğrulamak için Tayvan’dan Madagaskar’a, Yeni Zelanda’dan Hawaii’ye ve Paskalya Adaları’na farklı bölgelerde yaşamış 93 geleneksel kültüre ait verileri ve gözlemleri inceledi.

Nature dergisinde yayınlanan makalede “Din hakkındaki evrimsel teoriler, toplum yanlısı olmanın ve manevi inanışların işlevselliği üzerine odaklanırken, bizim sonuçlarımız din ve modern hiyerarşik toplumların evrimi arasında daha karanlık bir bağlantı olduğunu ortaya koyuyor” deniyor.

Auckland Üniversitesi’nden Joseph Watts ve meslektaşları insan kurban etmenin erken insan toplumlarının çoğunda görüldüğünü söylüyor, buna Germen, Arap, Türki, Inuit (Eskimo), Afrika, Çin, Japon ile Kuzey, Orta ve Güney Amerika da dahil. Fakat arkeolojik kanıtlar, her zaman ritüel insan kurbanı ve diğer şiddet kaynaklı ölümleri birbirinden ayırt edemiyor.

Bunun üzerine araştırmacılar iyi incelenmiş olan ve ortak bir kökeni olan Avustronezya kültürleri üzerine yoğunlaştılar. Bu kültürler Tayvan’daki anavatanlarından çıkıp, küçük mercan adalarından kıtalara birçok çeşitli yere yayıldı. Dünyanın boyunun yarısını ve eninin üçte birini kapsayan yayıldıkları bu geniş alan içinde küçük, eşitlikçi, aile-temelli kültürlere ve kompleks politik toplumlara evrildiler.

kurban

Dini inanışlar çok çeşitli olsa da, toplumların %43’ünde görülen insan kurbanı uygulaması yaygındı. İnsanlar kurban edilirken “yakma, boğma, gömme, suda boğma, sopayla vurma, yeni yapılmış bir kanonun aştında ezme, parçalara ayırma, ve bir evin çatısından aşağı atılıp başın kesilmesi” gibi çok çeşitli yöntemler kullanılıyordu.

İncelenen 93 toplum içinde 20 eşitlikçi toplum bulundu ve bunların sadece 5 tanesinde insan kurbanı uygulaması vardı. Tespit edilen 27 yüksek derecede hiyerarşik toplumdan 18i, ritüel insan kurbanına dayanıyordu.

Dini ve politik otorite de birbiriyle yakından ilişkiliydi. Watts “Örneğin Polinezya’da, sıklıkla şeflerin tanrıların soyundan geldiğine inanılırdı. İnsan kurban etme, genelde şef ve rahip gibi sosyal elitler tarafından organize ediliyordu. Kurbanlar ise köle ya da tutsak gibi düşük statüye sahip kişilerden seçiliyordu” diyor. Watts bu araştırmada, modern toplumlarda insan kurbanından geriye kalan izleri incelemediklerini fakat bunun da ilginç bir nokta olduğunu söylüyor.

Watts “Bir ölüme ‘insan kurbanı’ denilmesi için dini bir motivasyonu olması gerekir. Araştırmamızda, dinin, sosyal elitler tarafından suistimal edilmeye ne kadar yatkın olduğuna, ve sosyal kontrol oluşturmak için bir araç olabileceğine dikkat çektik. Sosyal kontrol olarak insan kurbanı uygulaması, bu suistimalin ne kadar ileri gidebileceğini ürkütücü bir biçimde gösteriyor. Tabu ihlallerini cezalandırmak, alt tabakaların moralini bozmak, ve elitlere karşı korku uyandırmak için insan kurbanını kullanan elitler sosyal kontrolü sağlıyordu” diyor.

Makalenin yazarlarından olan Profesör Russel Gray “insan kurbanının sosyal kontrol için özellikle etkili bir yol, çünkü cezalar için doğaüstü bir gerekçe sağlıyor. Rahip ve şef gibi yöneticilerin soyunun çoğu zaman tanrılardan geldiğine inanılırdı, ve insan kurban etmek güçlerinin en etkili göstergesiydi” diyor.


The Guardian, Tim Radford, 4 Nisan 2016
University of Auckland, 5 Nisan 2016

Robert Kolej’de okuduktan sonra, Kanada-McGill Üniversitesi’nde Antropoloji ve Klasik Tarih bölümlerini bitirdi. Halen Koç Üniversitesi’nde Tarihöncesi Arkeoloji alanında yüksek lisansına devam ediyor ve İstanbul’daki Pera Müzesi’nde koleksiyon sorumlusu olarak çalışıyor. İletişim: ayse.bursali@gmail.com

You must be logged in to post a comment Login