Türkiye’de Arkeologlar 2016 Yılından Ne Bekliyor?

Anadolu kültür mirasını koruma konusunda 2015 yılı felaket yılı olarak kayıtlara geçti. 2015 yılının son anlarına kadar tahribat konusunda oldukça istikrarlı bir haber akışı yaşandı. Peki “bakın ne kadar kötü şeyler oluyor bakın!” demek çözümün neresinde?

Türkiye'de Arkeologlar 2016 Yılından Ne Bekliyor?

Kültür tahribatı konusunda devlet yaptırımlarının uygulanması ve artırılması. (özellikle de kendine karşı)

Her ne kadar Türkiye gündemi düşünüldüğünde toplum nezdinde marjinal olarak nitelendirilebilecek problemlerimiz olsa da, çığlık atan Anadolu kültür mirası için vazgeçmeden yapmamız gereken pek çok şey olmalı. Bu bir şey yapmalı tavrı yerine en net istek olarak hükümet ve kurumlarından, müzelere giriş ücretlerindeki artış istikrarını, kültür varlıklarını koruma konusunda da göstermesidir. Özellikle bu konudaki ilk muhatabımız olan devletin unutulmuş kurumlarından Kültür Bakanlığı’na karşı bir kamuoyu oluşturmalıdır.
Eğitimin her alanında kültür varlıklarına yer ayrılması.

Yararlı ve yararsız cemiyetleri birbirinden ayırma konusunda oldukça iyi bir ilerleme kaydeden tarih eğitimi, kültür varlıkları konusunda ise tekrar sınıfta kaldı. İdeolojik tabanlı bir tarih dersi yerine sistemli bir kültür varlıkları dersinin çok daha yararlı bir alan olacağını savunmaktayız. Çünkü yurttaşlık bilincinin geliştirilmesinde ortak veriler elde edebileceğimiz ve Türkiye siyasal sınırları içinde yaşayan değişik etnik kimlikleri aynı geçmişte ortaklaştırabileceğimiz yegane alan Anadolu’nun kültür tarihidir. Yani önerilen formül “biraz daha az Mavri Mira, biraz daha çok Çatalhöyük”

Türkiye'de Arkeologlar 2016 Yılından Ne Bekliyor?

Bilimsel araştırmalara teşvik probleminin çözülmesi.

Bilimsel araştırmalar için gerekli olan tüm bürokratik ve anlamsız kısıtlamaların bu konudaki en büyük engel olduğu kanısındayız. Bir akademik araştırma yapmak için aramızdan seçilmiş bazı kurbanları, Ankara’da dönen kapalı fotokopi ve ıslak imza cehennemleri içerisine acımasızca yollamak istemiyoruz. Ya da araştırma yapmak için kahramanlaşmak zorunda kalan araştırmacılara ihtiyacımız olduğunu düşünümüyoruz. Tek yapılması gereken bilimsel nitelikteki araştırmaların finansal ve yapısal anlamda desteklenmesi ve teşvik eden politikaların ortaya konulmasıdır. En doğru tabirle arkeologlar olarak bizler zengin koleksiyonlara sağlanan imkanların yüzey araştırması yapan araştırmacılara da sağlanmasını ve araştırmanın temelini oluşturan malzeme toplanması konusunda alınan farazi kararın geri çekilmesini istiyoruz.

 

Yerel idari birimlerde uzman eksikliğinin kapatılması.

Yereller Türkiye’nin merkeziyetçi yönetim şekline rağmen kendi içlerinde “özerk” kurumlardır. Hatta bu “özerk” yerelliklerin daha ilerici adımlarla bugün olandan çok çok daha güçlü yapılar haline getirilmesi gerekir. Ancak şu anki mevcut durumda bu idari birimlerin kültür mirası konusunda kabul edilemez eksikliklere sahip olduğu kesin bir gerçektir. Yerellerin kültür konusunda nitelikli işler yapabilmesi için bu birimler içerisinde kültür uzmanlarına kesin olarak ihtiyaç vardır. Çünkü bir belediye başkanının hem üst geçit yapma konusunda uzman olması hem de Roma ya da Osmanlı mimari konusunda uzman olması mümkün değildir. Temel olarak ihtiyaç duyulan şey, müzeler, üniversiteler, yereller vb. arasında iletişimi sağlayacak kişilerin tüm kurumlar içerisinde yer edinmiş olmasıdır. Yoksa belediye başkanları veya encümen azaları ile müze arkeologları veya akademisyenlerin anlaşması pek mümkün olamayacaktır.

 

Bilimsellikten uzak ihale odaklı restorasyon çalışmalarına son verilmesi.

Bilimsel çalışmaların eksikliği konusunda yakınmak bir arkeoloğun ata sporu olduğu için bizler de bu konuda oldukça nitelik sahibiyizdir. Bu yüzden ” Türkiye’de yapılan restorasyon ve koruma çalışmalarının büyük çoğunluğu bilimsel değil ve tamamı yanlış” demek de öncelikle bize düşmekte. Pvc ile kaplanan saraylar, avm girişli Mimar Sinan eserleri, duvarında pisuvarlı camiler ve türevleri peki bu konuda yapılan yanlışların muhattabı kim? Sorunun cevabı karşıdan bakıldığında tabi ki projedeki en küçük enişte. Ancak biz başka bir gerçek biliyoruz. Restorasyon tek başına bir bilim alanı değildir. Multidisipliner çalışılması zorunlu olan, yoğun araştırma ve bilimsel kanıt gerektiren bir alandır. “Bunun da burası böyle olsun” diyerek restorasyon yapılmaz. Bu yüzden Türkiye’nin lekeli iş kollarından biri olma konusunda dört nala ilerleyen restorasyonun daha kurumsal ve bilimsel bir tabana oturması gerekmektedir.

Türkiye'de Arkeologlar 2016 Yılından Ne Bekliyor?

Proje alanlarında güvencesiz çalışma, yasaların çiğnenerek sit alanlarında projelerin devam ettirilmesine son verilmeli.

Pek çok arkeolog ve sanat tarihçisi Türkiye’nin dört bir yanında yürütülen büyük projelerde çalışmakta. Çalışma koşulları bir yana, çalışmaları pek istenmediği için 3-5 çanak çömlekçi bu kişiler güvencesiz olarak bu alanlarda bulunmakta. Adımlar net bir şekilde atılmalı. Arkeologlar Derneği bu konuda bir adım atmış olsa da bu konuda ricadan fazlasını yapabilmeliyiz, şükürle değil emek ve hakla bu konuya yaklaşmalıyız. Bu durumun yanına çılgın projelerin yürütüldüğü alanlarda tarihin hiçe sayılması durumunun da ortadan kaldırılması gerekir. Binlerce örnek verebilecek durumda olduğumuzdan konuyu Kuzey Marmara otoyolu ve 3. köprü projesi ile tanımlamak istiyoruz. Onlarca kültür varlığının ÇED raporları doğrultusunda yapılan araştırmalar ile ortaya çıkarılmasına rağmen neredeyse biz daha tartışma zeminini oluşturamadan proje tamamlandı. Buradaki temel problem, yasaların uygulayıcıları ile uygulamayacılarının ortak olmasıdır. Sözümüz ise tam olarak meclisin içinedir. Yoksa “tarihi gözü önünde yok edilirken kılıcına davranmayanın aklından şüphe ederim.”

Anadolu Üniversitesi'nde Arkeoloji bölümü okuduktan sonra eğitimine İstanbul Üniversitesi'nde Tarihöncesi bölümünde yüksek lisans programında devam ediyor. İletişim: bayramtolunay@gmail.com

You must be logged in to post a comment Login