Stonehenge’in Kabe Benzeri Bir Yapı Olduğu İleri Sürüldü

Stonehenge ile ilgili, bir Druid tapınağı olmasından, astronomik bir takvime, ya da bir şifa merkezine yüzlerce yıldır birçok teori sunuldu. Şimdi de İngiltere’nin birçok önemli müzesinde müdürlük yapan tarihçi Julian Spalding, tarih öncesi taş çemberi anıtı Stonehenge’in, sütunlar üzerinde yükseltilmiş bir çeşit Kabe olduğunu iddia etti.

Spalding’e göre megalitler (dev taşlar) yer seviyesinde gerçekleşen törenler için kullanılmamıştı: megalitler, üstünde gökler ve yıldızlar adına törenler yapılan yuvarlak bir tahta platform taşıyordu. Yani taşlar bu büyük tahta platformun temelini oluşturuyordu. Fakat bu yıldızlara, göğe ve cennete doğru yükselen “büyük sunak” zaman içinde çoktan çürüyerek yok olmuştu.

Spalding bu platformun, rampa ve basamaklardan buraya çıkacak binlerce kişiyi kaldırabileceğini belirtti. Platformun üstündeki atnalı şeklindeki başka bir platform da krallara ayrılmış olabilir. Spalding bu düzenin “cennete doğru bakan dünyanın gözü” şekline sahip olduğunu söylüyor.

Spalding teorisi için “Daha önce hiç ileri sürülmeyen, tamamen farklı bir teori” diyor: “Şu ana kadarki yorumların hepsi yanlış olabilir. Stonehenge’e yanlış bir açıdan, dünyadan bakıyoruz. Bu da bir 20. yüzyıl bakış açısı. Biz onların düşündüğü şeyler hakkında hiç düşünmedik.”

Spalding bu 20. yüzyıl bakış açısını, 1868 yılında Altamira Mağarası’ndaki tarih öncesi tavan resimlerinin keşfiyle açıklıyor: “Jeolog ve arkeolog Marcelino Sanz de Sautuola mağaraya girdiğinde yerlere bakıyordu, çünkü erken insanlarla ilgili kanıtların yerde olacağını farz ediyordu. Yukarı bakmak aklına hiç gelmemişti. Ona yukarıya, tavana bakmasını söyleyen 8 yaşındaki kızı oldu.” Yani 20. Yüzyıl insanının ve arkeoloğunun aklına, cevabı farklı yerlerde ve gökyüzünde aramak gelmiyor.

Tarih Öncesinde Kutsallık, Yeryüzü ve Cennet

Spalding’in kanıtlarından biri dünya üzerindeki diğer eski uygarlıklardan geliyor. Çin, Peru ve Türkiye gibi birçok yerde kutsal yapılar hep gökyüzüne doğru ve yüksek, ve bir ihtimal gök hareketleriyle ilişkili olarak yuvarlak şekillerde inşa edilmişti.

Spalding, eski zamanlarda hiçbir ruhani törenin yerde yapılmadığını söylüyor. “Mısır Firavunu ve Çin İmparatoru, hatta Papa bile her zaman başkaları tarafından taşınıyordu. Kutsal insanların ayaklarının yere değmesine izin verilmezdi. Biz ise Stonehenge’e hep, modern ve dünya merkezli bir açıdan baktık. Geçmişte görülen bütün yükseltilmiş sunaklar bize Stonehenge’i inşa eden insanların, gök ve cennetle ilgili törenleri, bayağı ve aşağı seviyedeki yerde gerçekleştirmeyeceğini düşündürtüyor. Ölümsüz varlıkları cennetten aşağı, toz ve hayvan pisliğinin olduğu yer seviyesine indirmek, bu ölümsüz varlıklara karşı aşırı derecede saygısızca ve aşağılayıcı olurdu.”

British Museum’dan bile daha büyük boyutlarda bir arkeoloji koleksiyonuna sahip olan Glasgow Müzesi’nde de müdürlük yapan Spalding, yeni teorisini bu hafta içinde çıkan “Realisation: From Seeing to Understanding – The Origins of Art” (Kavrayış: Görmekten Anlamaya – Sanatın Kökenleri) isimli kitabında yayınladı. Kitap, ünlü sanat eserleri ve anıtlar için yeni açıklamalar getirerek atalarımızın dünya anlayışını keşfetmeye çalışıyor.

Stonehenge ve Kabe Benzeri Anıtlar

Stonehenge MÖ. 3000 ve MÖ. 2000 yılları arasında birkaç evrede inşa edildi. Stonehenge İngiltere’nin en ünlü tarih öncesi anıtı ve UNESCO Kültür Mirası Listesi’nde. Anıt yılda 1 milyondan fazla turist çekiyor.

Tahtadan yapılmış bir daire olarak başlayan anıt, daha sonra dev taş parçalarıyla kalıcı hale getirilmiş. “Dev taşlar, dolerit isimli, hafif mavi renkli, ve yıldızlara benzeyen beyaz noktaları olan bir taştan yapılmış. Her biri 2 ve 4 ton arasında değişen bu megalitler 400 kilometre boyunca taşınmış. Bu o zamana göre olağanüstü bir başarıydı. Bu veriye göre Stonehenge’i inşa etmek, büyük bir toplumsal girişim olmalıydı” diyor Spalding. Stonehenge için niye bu kadar çaba sarf edildiği sorusu yüzyıllardır bilim insanlarını düşündüren bir soru.

Spalding’in teorileri, Stonehenge’den 6,000 yıl daha önce yapılmış olan Göbekli Tepe gibi arkeolojik alanlara ziyaretleri sonucu şekillenmiş. Spalding’e göre, Göbekli Tepe’nin hala sırrı çözülemeyen T-şekilli sütunları da yükseltilmiş bir platform taşıyor olmalıydı.

Spalding ayrıca, Peru’da yaklaşık 1,500 yıl önce, insanların yaşadığı köylerden daha yüksekteki platolarda yerlere çizilmiş Nazca Çizgileri’ni de incelemiş: “İnsanlar bu kutsal yere, daha yukarıya çıkıyorlardı. Çizgiler, yıldızların hareketlerini ve şekillerini takip eden bir tören sırası, bir tören alayı oluşturuyordu.”

“Erken insanların gizemi, dünyanın düz olduğunu düşünmüş olmaları, çok yakın zamana kadar herkes böyle düşünüyordu. Mekke’de Kabe çevresinde hala yapılan Hac gibi, dünyadaki bütün büyük dini törenler, hep dairesel bir hareket içinde oluyor. Bu bir şeyin çevresinde sürekli dönme hareketi, yıldızları taklit ediyor” diye açıklıyor Spalding.

Stonehenge Uzmanları Katılmıyor

Stonehenge Gizli Manzaralar Projesi’nin başındaki Profesör Vincent Gaffney, bu teorinin hayli şüpheli olduğunu düşünüyor. Gaffney, “Stonehenge’de, açıkça yer seviyesinden görülmesi için dizayn edilmiş astronomik hizalarda başka yapılar da var. Gökyüzünü de neredeyse her yerden görebilirsiniz” diyor.

Avrupa Tarih öncesi Arkeolojisi Profesörü Sir Barry Cunliffe, “Spalding haklı olabilir, ama ben bunu destekleyecek hiçbir kanıt bilmiyorum… Ülkenin başka yerlerinde de birçok taşlardan yapılan daire var, ve bu dairelerin üstünde bir platform olmadığı çok bariz. O zaman Stonehenge’in niye olsun?” diyor.

Yakın geçmişte Stonehenge’de kazılar yapan Tim Darvill, “Stonehenge’in üstünde bir üst yapı olduğu teorisi son yıllarda birçok kez öne sürüldü, ama bununla ilgili iki sorun var. Birincisi bu büyük taşların bir ahşap platform ya da bir çeşit çatıyı desteklediğine dair hiçbir kanıt yok. İkincisi de, insanlar yukarıda tam olarak ne yapabillirdi ki?” diyor.

Fakat tarih öncesi taş daireler üstünde bir uzman olan Aubrey Burt daha olumlu yaklaştı. “Taşların üstünde bir şey olabilirdi, bu da bir olasılık. Stonehenge hakkında herhangi yeni ve mantıklı bir teori incelenmeye değerdir, ama bu inceleme özenle ve iyi düşünülerek yapılmalı” dedi Burt.

Spalding ise akademisyen meslektaşlarından bir direnç beklediğini, ve tartışma ve eleştiriye açık olduğunu söylüyor.

Guardian, The Star

Robert Kolej’de okuduktan sonra, Kanada-McGill Üniversitesi’nde Antropoloji ve Klasik Tarih bölümlerini bitirdi. Koç Üniversitesi’nde Tarihöncesi Arkeoloji alanında yüksek lisans yaptı. 2015-2017 yılları arasında İstanbul’daki Pera Müzesi’nde koleksiyon sorumlusu olarak görev yaptı. Şu anda A.B.D.’deki Notre Dame Üniversitesi’nde doktora yapıyor.