Daha Koyu Cilt Rengi Daha Güçlü Cilt Anlamına Geliyor

İnsan cildi üzerine yapılan yeni bir araştırma, koyu renkli ciltlerin açık renkli ciltlerden daha güçlü olduğunu gösteriyor.

Görsel: DollShe-craft

Görsel: DollShe-craft

İnsan teninin çevresel zorluklara karşı güçlü bir engel oluşturmak için koyulaştığını öne süren yeni bir araştırmaya göre, atalarımızın evrim süreci boyunca koyu tene sahip olduğu ve sonradan bu ten rengini kaybettiğini savunan yaygın teoriler yanlış olabilir. Kaliforniya Üniversitesi’nden araştırmacılara göre koyu renkli ten daha fazla enerjiye ihtiyaç duyuyordu. Bu yüzden de atalarımız bu pigmentlerin bazılarını, Afrika’dan kuzeye göç ederken çevresel tehditlere karşı daha az korumaya ihtiyaç duydukları için, doğal seçilim yoluyla kaybetti.

Dermatoloji Profesörü Doktor Peter Elias “Laboratuvarımızdaki çalışma, koyu renkli tenin su kaybına daha çok engel olmak, daha güçlü tutuş sağlamak ve daha etkin bir antimikrobiyal savunma sağlamak dahil çok daha iyi işlevlere sahip olduğunu ortaya çıkardı. Biz de bunun evrim açısından önemi üzerinde düşünmeye başladık.” diyor. Araştırma Amerikan Fiziksel Antropoloji Dergisi’ndeki (American Journal of Physical Anthropology) yayınlandı.

Birçok antropolog, atalarımızda cilt renginin, onları cilt kanserinden korumak ya da cilt altındaki damarlarda bulunan bir besin maddesi olan folik asit bozulmasından korumak için değişiklik geçirdiği konusunda hemfikir. Folik asit eksikliği, yeni doğanlarda görülen doğumsal anormalliklerle ilişkilendiriliyor. Varsayılan bu her iki koruyucu işlev, kıllarını daha yeni dökmüş olan atalarımız ormandan savan bölgelerine taşınırken, yüksek dozda morötesi ışınlarına maruz kalmalarına bir karşılık olarak ortaya çıktı.

Öte yandan birçok teori, atalarımız Afrika’dan kuzeye göç ettikleri için, bu insanların ciltlerinin beyazlaşarak cildin daha fazla morötesi ışınını emmesine izin verdiğini öne sürüyor. Çünkü ciltte D vitamini üretilmesi için bir miktar morötesi ışını da gerekiyor.

Yeni makalede Elias ve Mary Williams bu popüler hipotezlerdeki hatalara dikkat çekiyor. Örneğin, ölümcül cilt kanserinin en yaygın formu en çok 70 yaş üzeri kişilerde görülür. Atalarımız çoğunlukla bu yaşa kadar yaşamadığı ve her halükarda bu geç yaşın üretkenliğin yüksek düzeyde olduğu yıllardan çok daha geç olması sebebiyle, araştırmacılar, doğal seleksiyonun koyu tenin getirdiği güçlü kanser korumasını desteklemesinin olası olmadığını iddia ediyor.

Elias “Folik asit insanın gelişim sürecinde çok önemli bir rol oynamasına rağmen, bu besin maddesine zarar veren morötesi ışını türü nadiren cildin altına damarların olduğu yere ulaşıyor. Diğer taraftan, doğuştan gelen folik asit kaynaklı kusurların oranı düşük ve bu kusurların cilt renginin değişiminde doğal seleksiyona etki etmesi olası değil.” diyor.

Morötesi ışınlara az oranda maruz kalmak, Avrupa ve Asya’nın en kuzeyindeki toplumların cilt renginin beyazlaşmasında bir rol oynamış olabilmesine rağmen, Elias ve Williams  Orta Avrupa ve Asya toplumlarında görülen pigment azalmasının, ilave D vitamini üretimini desteklemek için evrilmediğini öne sürüyor.  Bunu desteklemek için Elias ve Williams, morötesi ışınlarına karşı daha iyi korumaya sahip olan koyu tenli bireylerin bile, hala etkili şekilde D vitamini üretebildiğini ortaya çıkaran diğer araştırmaları örnek olarak veriyor.

Afrika savanlarındaki ten rengi koyulaşması hipotezlerine alternatif olarak Elias ve Williams, koyu tenin büyük ölçüde gözardı edilen: daha iyi bir geçirgenlik bariyeri, daha iyi tutuş gücü, daha iyi mekanik güç ve (koyu renkli tenlerin yüzeyinde pH değerinin düşük olmasındaki temel bir faktör olan) daha güçlü antimikrobiyal savunma gibi yararlarını ortaya çıkardılar.

Elias ve takım arkadaşları tarafından gerçekleştirilen daha önceki araştırma, koyu tenli bireylerin ciltlerinin pH değerinin açık tenlilere göre oldukça düşük olduğunu ortaya çıkarmıştı, bu da koyu bir cilt yüzeyinin daha asitli olduğunu gösteriyor. Bu yüksek asit değeri hastalık yapıcı mikroplara karşı savunmayı arttırırken aynı zamanda, nem tutma, fiziksel güç ve tutuş, ve iltihap engelleme konularında önemli olan moleküllerin üretimini arttırıyor.

Bu yeni araştırma ayrıca, metabolik açıdan üretimi zor olan koyu ten bariyeri Orta Avrupa ve Asya toplumlarında daha önemsiz hale geldiği için, koyulaşmanın bu toplumlarda kaybolduğunu ileri sürüyor. Atalarımız Afrika’nın kuzeyinden Avrupa ve Asya’daki daha nemli ve serin bölgelere yayılırken kıyafetler giymeye başladı ve kıyafet kısmi bir bariyer oluşturdu. Elias ve Williams böylece, koyu tenin sağladığı gelişmiş bariyer işlevinin daha önemsiz hale geldiğini düşünüyor.

Aynı zamanda daha serin iklimlere girdiklerinde, insanların sıcak kalma ihtiyaçları daha önemli hale geldi. Elias “Bu koşullar altında evrim, yoğun pigment üretiminde bir azaltmaya gider” diyor. Buna örnek olarak Elias, metabolizmanın baskı altında olduğu modern insanlarda pigment azalmasının yaşanmasına birkaç ilginç örnek de verdi: emziren kadınlar ve büyümekte olan çocuklarda, metabolizmanın daha az baskı altında olduğu insanlara göre daha açık renk ten görülür.

Elias,  yıllar boyunca bir dermatoloji doktoru olarak yaptığı çalışmalardan elde ettiği bilgileri, evrim hakkındaki teorilerini geliştirirken kullandı. Elias “Bu hipotezleri araştırırken, cilt hakkında bilgi sahibi olmak işe yarıyor” diyor.


University of California San Francisco

Ege Üniversitesi Turist Rehberliği bölümünden mezun oldu. Şu an kokartlı bir turist rehberi. Arkeolojiye, sanat ve dinler tarihine ve psikolojiye çok meraklı. Farklı kültürleri keşfetmeyi, seyahat etmeyi çok seviyor. İletişim: muhsin.ulusoy@hotmail.com.tr