Çatalhöyük ve Neolitik Diyet: 9000 Yıl Önce Orta Anadolu’da Yemek

Çatalhöyük, Orta Anadolu’da Konya’da bulunan ve Neolitik Çağ’da, yani tarıma geçiş yapılan dönemde yerleşilmiş bir arkeolojik alan.

Çatalhöyük, 21 metre yüksekliğindeki Neolitik ve Kalkolitik çağa ait tabakalarıyla, MÖ 7200- 6400 yılları arasında neredeyse bin yıl boyunca yerleşilmesiyle, ve arkeolojik teorinin son yıllardaki yıldız isimlerinden Ian Hodder’ın 1993‘ten beri kazı başkanlığını yapmasıyla, dünyanın her yerinde arkeoloji derslerinde adı mutlaka geçen bir yerleşim.

tarihöncesinde anadolu yeme alışkanlıkları

Çatalhöyük’ün Ünü ve Yeri

Çatalhöyük, arkeoloji dünyasının ilgisini ilk olarak, yerleşimdeki evlerin girişlerinin evlerin çatısından olduğu anlaşıldığında çekmişti. Bununla birlikte hiçbir evin yandan kapısı yoktu. Ayrıca evlerin hepsi birbirine bitişik yapılmıştı, evden eve geçişler hep çatıdan yapılıyordu. Çatıların geçiş ve girişler dışına birçok başka günlük aktivite için kullanıldığı da öğrenildi.

İlk başta arkeolojik dünyasının ilgisi, Çatalhöyük sakinlerinin dışarıdan gelecek tehditlere karşı savunma amacı güderek yerleşimin dışına kenardan açılan girişleri tercih etmediği üzerine yoğunlaştı. Günümüzde ise ilgi, Çatalhöyük’ün sosyal, kültürel, ve ritüel olarak arkeologlara sunduğu kanıtlar üzerine yoğunlaşıyor.

tarihöncesinde anadolu yeme alışkanlıkları

Bu dosyada, Catherine Hastorf’un “Neolitik Çatalhöyük’te Yemek Uygulamalarının Habitus’u – Aşcının Yeri Neydi?” isimli makalesinden, Çatalhöyük’ün yemek kültürü üzerine birkaç bilgiyi paylaşacağız. (Orijinali: The Habitus of Cooking Practices at Neolithic Çatalhöyük – What Was the Place of the Cook?, “The Menial Art of Cooking” isimli toplama kitaptan) Önce Çatalhöyük hakkında birkaç genel bilgi verelim. Bakalım 9000 yıl önce Orta Anadolu kültürü hakkında siz neler düşüneceksiniz!

– Çatalhöyük’te beslenme biçimi 1000 yıllık yerleşim sırasınca oldukça istikrarlıydı. Bin yılın ne kadar uzun bir süre olduğunu düşünmeye çalıştığımızda ve insanların değişimden birazcık da olsa hoşlandığını düşündüğümüzde, bu bilgi bile başlı başına ilgi çekici bir hale geliyor. Yemek kültürünün bile değişmemesi, Çatalhöyük’te sosyal geleneklerin ve davranışların değişmediğini ve kültürlerinde belli bir muhafazakarlık olduğunu gösteriyor. Bu istikrar, insan yaşamını sınırlayan ve belirleyen kurallarla sağlanmış olmalıydı. Günlük davranışlar da aynı şekilde değişmez kurallarla kısıtlanmış olmalı.

– Çatalhöyük oldukça sulak bir alanda kurulmuştu ve Çarşamba ırmağının kıyısındaydı. Birbirine bitişik olan ev yapıları 1000 sene zarfında tekrar tekrar birbirinin üstüne, neredeyse aynı şekilde inşa edilmişti. Farklı evlerin içindeki ocak, fırın, platform, saklama çukurları, mimari bölümler ve dekorasyonlar aynıydı ve tekrarlıyordu. Günlük hayatın yapısı böylece her yeniden yapımda tekrar belirtilmiş, tekrar vurgulanmış gibi oluyordu. Çatılar da birçok günlük iş için kullanılıyordu.

Bu kanıtlardan, Çatalhöyük insanının bireysellikten çok bir aynılık, toplumsal bir benzerlikle tanımlandığını düşünebiliriz. Ölü gelenekleri de aile bireyleri arasında güçlü bir bağ sürdürdüklerini gösteriyor.

tarihöncesinde anadolu yeme alışkanlıkları

– Yerel çevrede başka bir yerleşim olmaması insanların birlikte yaşamak istediğini gösteriyor. Evler birbirine sokulmuş biçimde bazen aynı duvarı paylaşıyordu. Ekili tarlalar ise 15 km kadar uzağa yayılmıştı. Yaşam alanı ile tarlalar arasında kesin bir ikilik olduğunu düşünebiliriz. “Vahşi” ve “evcil”, yaşayanların ritüellerinden, sembollerinden ve yemeklerinden de anladığımız kadarıyla birbirinden keskin bir çizgiyle ayrılmıştı.

– Çatalhöyük evleri 45 ila 90 yıl boyunca ve ortalama 3 nesil tarafından kullanılıyordu. Her nesil evin içini yeniliyordu. Evler 5m x 5m büyüklüğündeydi. Besin saklama bölgeleri evin korunaklı ve yaşam alanından ayrılmış bir bölgesinde oluyordu. Yaşam alanında bazen geçici saklama kapları oluşturuluyordu. Ölüler kuzeydeki yükseltilmiş platformların altına gömülüyordu.

– Duvarlar, bir önceki temellerin üzerine yapılıyor ve mevsimsel değilse de en azından yıllık olarak yeniden sıvalanıyordu. Tabanlar da düzenli olarak yeniden sıvalanıyordu. Kuzeydeki, ölülerin de gömüldüğü platformların sıvalanmasına ve diğer bölümlerden çok daha temiz tutulmasına özellikle önem veriliyordu. Odanın tabanının farklı bölümlerinden, mikroanalizlere dayalı olarak farklı yaşam kalıntıları bulunması, yemeklerin hazırlandığı ve yapıldığı bölgeleri de tespit etmemizi sağlıyor. Yemek hazırlanmasının bir kısmı çatıda ve açık alanlarda yapılıyordu. Fırınlar birçok kereler yeniden inşa ediliyordu ama hep çok minik oynamalarla, evlerin güney duvarına dayalı oluyordu.

Neolitik Yemek Kültürü

Gelelim yemek kültürüne… Yemeklere dair bilgiler botanik kalıntılardan, fitolitlerden, mikromorfolojik izlerden, kara hayvanlarının kemiklerinden, balık kemiklerinden, kuş kemiklerinden, kuş yumurtalarından, mikrofaunadan ve organik moleküllerden elde ediliyor. Örülmüş sepetler, kil pişirme topları, seramik kaplar, taş aletler ve yaygılar da bilgi sağlıyor. İskeletlerin kemikleri üzerinde yapılan izotop analizi insanların beslenme biçimleri ve günlük işleri hakkında bilgi veriyor. Kalıntılar, yemek yemenin zaman zaman kapalı ve özel bir aktivite, zaman zaman da bir topluluk aktivitesi olduğunu gösteriyor.

tarihöncesinde anadolu yeme alışkanlıkları

– Çatalhöyük insanları sağlıklı besleniyordu. Hem etçil hem otçullardı. Hem hayvanlardan hem de bitkilerden protein ve karbonhidrat alıyorlardı. Bütün yetişkinler et tüketiyordu. Yiyeceklerin bir kısmı ormanlardan sağlanıyordu. Erkekler ve kadınlar aynı şeyleri yiyorlar ve günlük hayatta aynı oranda iş yapıyordu.

– Nişastalı yiyecekler de diyetlerinin normal bir parçasıydı. Bunu dişlerdeki çürüklerden ve diş taşlarından anlayabiliyoruz. Kalıcı dişlerde %46.5 oranında, çoğu küçük de olsa, çürük bulundu. Dişlerdeki kırıklar (%36 oranında) da sert yiyeceklerin de fazlaca tüketildiğini gösteriyor.

– Kuru meyve ve büyük ihtimalle kurutulmuş et de tüketiliyordu. Diş analizleri ayrıca tam tahılların ve kabuklu yemişlerin tüketildiğini gösteriyor. Çatalhöyük’te öğütme taşları bulunmasına rağmen, günlük olarak yiyecek hazırlanmasına yetecek kadar bulunmadı, yani birçok yiyeceği öğütmeden tüketiyorlardı.

– Bir dışkı örneğinde, yabani fıstık, palamut, badem kabuğu bulundu, buna göre kabuklar da yeniliyor gibi.

– Kabuklu yemişler ve orman meyveleri seyrek olmasına rağmen düzenli olarak tüketiliyordu. Kamış rizomları (köksapları) her yerde ve her zamanda bulunuyordu (Genel kullanımın %22 ve %44ü arasında bir oranda). En çok kullanılan ekinler düşük kaliteli bir çeşit buğday – gemik? – (ingilizce emmer) idi. Bakliyat da, zaman zaman kullanımın %40’ını oluşturacak kadar, yüksek oranda kullanılıyordu.

– Yabani bitkiler ve yabani et, yumurta, kuş ve balıklar seyrek olarak görülüyordu. En çok tüketilen er koyun ve keçi etiydi. Domuz ve sığır eti özel şölenlerde/kutlamalarda yeniliyordu.

– Zaman içinde bu yemek bileşenleri içinde çok az değişim görülüyor. Bir arpa çeşidi erken seviyelerden sonra kullanımdan çıkmış. Çavdar ise sonradan eklenmiş ve tahıl kullanımında gittikçe bir artış görülmüş.

– Meyve ve kabukluların genelde kümeler halinde bulunması bunların mevsimsel ya da özel olarak depolandığını gösteriyor. Bin yıl boyunca yemek ve yiyecek kültüründe bu kadar az değişim olması, gerçekleşen değişiklikleri de bir o kadar önemli kılıyor.

tarihöncesinde anadolu yeme alışkanlıkları

Çatalhöyük’te Yiyecekleri Saklamak ve Hazırlamak

– Saklama amaçlı kalıcı kubbeli ve açık kaplar dışında, içinde organik kalıntılar bulunan sepetler ve çantalar da kullanılıyordu. BU kaplarda tahıl, kabuklular, et, yağ, süt ürünleri ve meyve saklandığına dair kanıtlar bulundu. Kilden kadın figürinlerinin en sık tohum dolu kaplarda, ocaklarda ve çöp çukurlarında bulunması, bu günlük aktiviteler ile ritüelin ne kadar bağlantılı olduğunu gözler önüne seriyor.

– İç mekanlarda kurutma, kızartma, tütsüleme, dövme, öğütme, süzme, tuzlama, mayalama, turşulama, kesme ve doğrama gibi birçok yemek hazırlama aktivitesine dair kanıtlar bulunuyor. Bunlar büyük ihtimalle yan odalarda ve ocak ve fırın bölümlerinin etrafında yapılıyordu.

– Erken katlarda az çanak çömlek vardı ve sadece yağ saklamak için kullanılıyordu. Yani bu seviyelerde saklama deri ve sazlardan yapılan organik saklama kaplarında ve sıvalı kalıcı kaplarda yapılıyordu. Daha sonraki (VII’den sonraki) seviyelerde ise çanak çömlekten yapılan kaplar kullanılmaya başlamıştı. İçinde yemek yapılabilecek kadar büyük boyutlara erişmiş seramik kaplar kaynatma, demleme, mayalama ve saklama gibi işler için de kullanılmış olabilir.

– Kil, Çatalhöyük evlerinin en baştan beri, hem kilden yapılmış fırınlarında hem de kil pişirme toplarında görüldüğü gibi bir parçasıydı. Bunlardan pişirme kapları yapmak sadece daha sonra hayatlarına girmişti. Kilden kaplar kullanmak, aynı zamanda birden çok yiyecek pişirmeye olanak sağladı. Bu değişimin ise zaman ve işten kazandıran pratik nedenlerden çok, daha derin kültürel nedenlerden olduğu düşünülüyor.

tarihöncesinde anadolu yeme alışkanlıkları

Çatalhöyük’te Aşçı ve Yemek Pişirme

– Pişirme alanları aşçıları zamanını geçirdiği yerlerdir. Çatalhöyük’te pişirme hem evlerin içinde hem de dışında, özellikle yazları çatıda ve kışları fırının çevresinde yapılıyordu. Yoğun organik kalıntılar dışında, evlerin bazı bölümlerinde duyulan küflü koku da burada yapılan işler hakkında bilgi verir gibi. Fırın ve ocakların çevresi ise yemek bölgesi olması dışında, ev hayatının da merkeziydi.

– Çatalhöyük’te 250 ev içinde 90 kil fırın ve 160 ocak bulundu. Fırınlar pişmiş topraktan, kalıcı ve kubbeliyken, ocaklar çok daha küçük ve kısa ömürlüymüş. Fırınlar zaman içinde daha büyük boyutlara ulaşmış ve ev içinde daha belirgin yerlere konulmaya başlamış. Ev içinde birden fazla fırın olabilmesine rağmen, herhangi bir zaman içinde sadece bir tane fırın kullanımda oluyormuş.

– Çatalhöyük’teki ana yemek pişirme biçimleri fırında ekmek yapımı (düz, gözleme tarzı), et ve sebze kavurmak, lapa ve meyve içecekleri kaynatmak, tahıl ve meyve kızartmak gibi aktivitelerle örneklendirilebilir.

– Erken seviyelerde, pişirme genel olarak kilden yapılmış toplarla yapılıyordu. Bu yöntemde önceden fırında ısıtılmış kil topları içinde su bulunan organik kaplara konuluyordu. Bunların muntazaman karıştırılması ve kil toplarının değiştirilmesi gerekiyordu. Pişirme böyle yapılıyordu. Kil topları yerine başka yerleşimlerde de taşların kullanıldığına dair kanıtlar bulunuyor. Çatalhöyük’te direk ateş üstünde pişirmenin başlamasından önce 600 yıl geçmiş.

– Odanın içindeki merkezi yeriyle aşçı, evin bütün odalarını ve çatıya açılan çıkışı görebiliyordu. Fırının genişlemesiyle birlikte, aşçı da her açıdan daha görünür bir yere gelmiş olmalı. Bu da aşçının ve yemeğin aile hayatında ve insanların yaşamlarında gittikçe daha büyük bir yere sahip olduğunu gösteriyor. ,

– Aşçılar erkek, kadın genç ya da yaşlı olabilir. Fırın etrafındaki gömülerinin çoğunun kadın olması, bu bölgeyi bir kadın aktivite ve hatıra bölgesi yapıyor. Bu nedenle aşçıların çoğunun kadın olduğu düşünülüyor. Bunun yanında, yaşlı erkek ve kadın bireylerin yaşamlarının sonlarına doğru ocak başında oldukça zaman geçirdiği düşünülüyor. Sadece yaşlı bireylerin göğüs boşluklarında siyah karbon izlerinin bulunması kötü havalandırılan bölgelerde açık ateş başında uzun zaman gösterdiklerini gösteriyor. Duvarlar da benzer şekilde siyah renkte is tutmuş.

Ek olarak bu linkten de neolitik yemekler pişirmeyi deneyebilirsiniz: Buradan

tarihöncesinde anadolu yeme alışkanlıkları

 

Robert Kolej'de okuduktan sonra, Kanada-McGill Üniversitesi'nde Antropoloji ve Klasik Tarih bölümlerini bitirdi. Halen Koç Üniversitesi'nde Tarihöncesi Arkeoloji alanında yüksek lisansına devam ediyor ve İstanbul'daki Pera Müzesi'nde koleksiyon sorumlusu olarak çalışıyor.

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply